İnsan için en önemli mesele; hayata ve olaylara bakışını etkileyecek
en hayati konu, nasıl bir varlık olduğu ve yeryüzüne geliş amacı, hangi
gaye uğruna hareket edeceği gerçeğidir.
İnsan adına ortaya konan tanımların, yürütülen fikirlerin
hangisi gerçeğe uygundur? Bu konuda söz söyleme yetkisi kime daha çok
yakışır? İnsan, mücerred aklıyla kendi gerçeğini ne kadar kavrayabilir?
Bu
ve buna benzer işin içinden çıkılamaz sorulara cevap olarak gelen
vahiy, insanı bu karanlık dehlizlerden aydınlık geleceğe taşımak isteyen
Rabbu’l Âlemin’in bir rahmetidir. Yoksa insan nedir? Sorusuna vahiysiz
cevap arayan filozoflar, felsefeciler ve diğer düşünürler, bu konuda
kâmil bir tanım ortaya koyamamış, bir yönünü tanısa da diğer yönünü
eksik bırakmışlardır. Öyle ya, “Ben onları göklerin ve yerin
yaratılışında da, kendi nefislerinin yaratılışında da şahid tutmadım”1
ayetinin de işaret ettiği gibi, insanın ilk yaratılışını müşahade
etmeyenlerin o konuda hakikati ıskalamayıp, tam isabet etmeleri mümkün
müdür?
Bu sebepledir ki, daha ilk inen ayetlerde2 Allah Celle Celaluhu
evvela kendisini “Rab” ve “Hâlık” olarak tanıtmış, sonra da insanı,
acziyetine ve yaratılış mayasına (alâk) atfen tanıtmıştır. Meseleye bu
şekilde bakılmazsa, vahyin bakış açısına sahip olunmazsa sapmanın
kaçınılmaz olduğunu da hemen peşi sıra gelen ayette hatırlatmıştır:
“Hayır, insan gerçekten azar.”3 Dolayısıyla her meselede olduğu gibi
insanın değeri ve ne olduğu hususunda da sağlam bir bakış açısı ancak
vahiyle mümkündür. Şimdi insan nedir, insanın değeri nedir, vahiy
penceresinden bakacak olursak karşımıza şu tablo çıkmaktadır:
– Yeryüzünün ve içindekilerin yaratılması, mücadele sahasının hazırlanması aşaması:
Bu aşama insanın yaratılmasından öncedir. “O, yerde ne varsa hepsini
sizin için yarattı…”4 Bu ayetin de işaret buyurduğu gibi insan
yaratılmadan evvel yaşayacağı alan onun için hazırlanmakta, Âlemlerin
Rabbi yanında değerli olan varlığın orada hayatını idame ettirebilmesi
için dizayn edilmektedir. Bu da insanın Allah katındaki değerine
işarettir. Aynı zamanda hayvanların musahhar kılınması, denizlerin içinde ve karada birçok nimet verilmesi, güneş, ay ve gezegenlerin varlığıyla kâinatta bir denge sağlanması, dünyanın çeşitli dönemlerden geçirilerek yaşanabilir hale getirilmesi, tüm bunlar önemli varlık insan içindir.
– İnsanın yaratılış aşamaları: Bu dönemde insan
topraktan (bazı ayetlerde çamurdan) yaratılıp şekil verilmesi gibi bazı
aşamalardan geçirilmiş daha sonra Allah Celle Celaluhu ona ruhundan
üflemiştir. Ruhundan üflediği zaman meleklere, Âdem’e secde etmelerini
(saygı gösterme, selamlama)emretmiştir. Melekler gibi nurdan yaratılmış,
kendilerine verilen göreve itaat etmekten başka bir şey yapmayan ve
içlerinde kötülük taşımayan varlıkların insana saygı göstermesi, insana
verilen değerler kapsamında düşünülmelidir. Meleklere secde emri
verildiğinde, hepsi bu emre itaat etmiş ancak orada onlarla bu emre
muhatab olan iblis secde etmekten imtina etmişti. Allah Celle
Celaluhu’nun İblis’i sorguya çekerken söylediği; “Ey İblis, iki elimle
yarattığıma seni secde etmekten alıkoyan neydi? Büyüklendin mi, yoksa
yüksekte olanlardan mı oldun?”5 ifadesine bakıldığında da insanın
faziletli ve değerli bir varlık olduğu anlaşılmaktadır. Yine “ahseni takvim” en güzel surette yaratılmış olması da insana Allah’ın değer verdiğinin apaçık göstergesidir.
– Akıl ve iradenin verilmesi, akledebilen, icat yapabilen, olaylar
karşısında düşünüp karar verebilen, doğru-yanlış arasında seçim
yapabilen bir varlık olması: Ruha ve nefse sahip olması, bunların
birçoğunun diğer varlıklarda olmaması veya kısmen olması hasebiyle
insanı diğerlerinden ayırt eden özelliklerdir. İnsan imtihanda olması
hasebiyle zıtlıkları da bünyesinde barındırmaktadır. “Sonra da ona, hem
kötülüğü hem de takvayı ilham edene…”6 ayetinde de işaret edildiği gibi
ona iyiliğe ve kötülüğe meyletme kabiliyeti de verildi. Ta ki içindeki
kötü düşünceleri ve gayr-i meşru nefsi istekleri yenebilsin, böylece
yükselebilsin diye fırsat tanındı.
– İlim verilmesi de insanın değerini yükselten bir etkendir. Allah
Celle Celaluhu, Âdem’i yaratacağını söylediğinde melekler bu işin
hikmetini anlayamamış, neden böyle bir varlık yaratmak istediğini
sormuşlardı. Allah Celle Celaluhu da; “Ben sizin bilmediklerinizi
bilirim” dedi ve daha sonra eşyanın isimlerini Âdem’e öğretti (ona bu
konuda ilim verdi.) Sonra insanın yaratılış hikmetini merak eden
melekleri eşyanın isimleri konusunda imtihan edince, melekler dediler
ki: “Sen yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok.
Gerçekten sen, her şeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olansın.”7 Bunun
üzerine Âdem’e sorunca o da onların isimlerini birer birer saydı.
İnsanın ilim öğrenme, düşünme ve geliştirme kabiliyetlerinin olduğu
ortaya konulmuş oldu.
Şüphesiz insana verilen bunca değerin, bunca kabiliyetlerin bir
sebebi olmalıydı. Kâinatta hiçbir şeyi boşuna yaratmamış olan Allah Azze
ve Celle’nin bunca önem verdiği, ruhundan üflediği, melekleri secde
ettirdiği, akıl-ilim-irade verdiği, kâinattaki birçok canlıyı-cansızı
kendisine musahhar kıldığı bu varlığa ne gibi bir görev yüklediğini yine
yüce kitabımızdan öğreniyoruz. Bu görev iki yerde yeryüzünde Allah Azze
ve Celle’nin halifesi8 olma görevi olarak, bir yerde de emaneti
yüklenme olarak geçmektedir. İnsan için yapılanların tümü onu bu kutsal
göreve hazırlamak, bu görev için gerekli donanıma sahip kılmaktır. Çünkü
o göklerin, dağların ve yerlerin yüklenmekten çekindikleri emaneti
yüklenmiş9, bu emaneti taşıdığı oranda sevap ve şeref kazanarak
yükselecek, emaneti değersiz şeylere değiştiği ve taşımadığı oranda da
alçalacak ve zelil olacaktır. Buna göre bütün insanlar doğuştan birer
halife adayıdır. İnsanı yaratan, onu halifelik görevini taşıyabilecek
kabiliyette ve donanımda yaratmıştır. Kim bu emaneti hakkıyla taşımış
veya taşıyorsa, onun halifelik sıfatı devam ediyor demektir. Allah’ın
hükmüne uymayıp, O’nun dininden yüz çevirenler, yani ilâhî emaneti
taşımayanlar ise o şerefli ve üstün halifelik sıfatını
koruyamayanlardır. Tıpkı Necip Fazıl’ın dediği gibi:
“İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal,
Hamallık ki sonunda ne rütbe var ne de mal.”
Evet, bu mukaddes yükün hamallığında görünüşte bir makam, mevki ve
mal olmazsa da aslında en önemli makam olan “kulluk makamı” elde
edilmekte, bu da insanın yaratılış gayesine ve Rabbin rızasına en uygun
paye olmaktadır. Dünyevi istek ve arzuların, şehvetin, kula kulluğun
hamallığı ise insanı dünyada bir süre yükseltmiş gibi görünse de aslında
insan için başlangıçta verilen yüce değerler göz önüne alınırsa bir
alçalma, rotadan sapma, değerini kaybetmedir.
– İnsanın başıboş bırakılmaması, görevini hakkıyla yapabilmesi için
Peygamber ve Kitap’la desteklenmesi de Allah’ın bir lütfu ve insana
değer vermesidir. Çünkü insan unutkan bir varlıktır. Zamanla kendisine
verilen görevi unutmakta, nefsin ve şeytanın tuzaklarına aldanarak
yolunu şaşırmaktadır. Bu dönemlerde kendisini ve tüm insanlığı tehlikeye
atacak girişimlerde bulunabilmekte, Allah’ın razı olmadığı şirk
düzenleri kurabilmekte, yaratılış gayesini unutup haddi aşmaktadır. Bu
karanlık dönemlerin tekrar aydınlığa kavuşmasını dileyen Rabbimiz,
Peygamberle ve ona verilen kitapla duruma müdahale etmekte, insanın
nefsine, şeytana ve şeytani düzenlere karşı galip gelebilmesinin
yollarını öğretmektedir. Ta ki insan bilerek ve isteyerek Rabbinin
gösterdiği yola girsin veya girmesin. Artık onun için hiçbir mazeret
yolu kalmamış olacaktır. Hiçbir kavme Peygamber göndermeksizin o
beldenin helak edilmemesi10 İlahi Rahmet’in ve Adaletin de gereğidir.
–
Sonuç olarak insan Allah Celle Celaluhu katında önemli bir görevi
olduğundan dolayı kıymetlidir ve bu görevi icra ettiği oranda da bu
değerini muhafaza edecektir. Bunun karşılığında da ebedi cennetle
ödüllendirilecektir. Bundan daha büyük bir saadet olabilir mi? Kâinatın
padişahı, uçsuz bucaksız kâinatında nokta kadar yer teşkil eden dünyayı
ve o dünya içerisinde nokta kadar yer kaplamayan insanı kendisine halife
tayin etmiş, onu görevlendirmiş, yetkili ve sorumlu yapmış. Dolayısıyla
bu şerefe layık olmak için, bize bu şerefi bahşedenin yolunda mücadele
etmeli, her şeyimizi ortaya koymalı, bize yakışanı yapıp yeryüzünde
Allah namına bir medeniyet inşa etmeliyiz. Bu görevi anlamamış olanların
ve verilen kıymete layık olmayanların ise kendilerine verilen imtihan
sürelerinin bitiminde hesaba çekileceklerini, alçalmış, horlanmış olarak
azaba uğrayacaklarını da bilmeliyiz.
1) Kehf, 51.
2) Alak, 1-5.
3) Alak, 6.
4) Bakara, 29.
5) Sa’d, 75.
6) Şems, 8.
7) Bakara, 32.
8) Bakara, 30. En’am, 165.
9) Ahzab, 72.
10) Kasas, 59. İsra, 15.
İslam’da İnsanın Değeri | Furkan Nesli Dergisi (Sayı 59)
23:02:00 by Muhammet
Etiketler:
Furkan Nesli Dergisi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

0 yorum:
Yorum Gönder